Makaleler

Taksirle Yaralama Suçu – (TCK Madde 89)

Taksirle Yaralama Suçu - Beylikdüzü Ceza Avukatı AkbulutLegal

Ceza hukukunda yaralama suçları yalnızca kasten işlenen fiillerle sınırlı olmayıp, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlar sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Taksirle Yaralama Suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinde düzenlenmiş olup; failin istemediği ve öngörmediği bir neticenin, ihmalkâr veya dikkatsiz davranışı sonucunda meydana gelmesi hâlinde söz konusu olur. Trafik kazaları, iş kazaları, tıbbi uygulama hataları ve günlük yaşamda alınmayan basit önlemler, taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçunun en sık karşılaşılan örnekleri arasında yer almaktadır.

TCK 89 kapsamında uygulanacak ceza; yaralanmanın ağırlığına, mağdur sayısına, bilinçli taksir hâlinin bulunup bulunmadığına ve olayın somut koşullarına göre değişiklik göstermektedir. Ayrıca suçun şikâyete tabi olup olmaması, zamanaşımı süresi, uzlaştırma, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), cezanın ertelenmesi ve mağdurun maddi–manevi tazminat talepleri gibi hususlar uygulamada en çok tereddüt edilen konular arasındadır. Bu içerikte; taksirle yaralama suçunun tanımı, cezası, unsurları, yargılama süreci ve Yargıtay kararları ışığında güncel ve kapsamlı bir değerlendirme sunulmaktadır.

Taksirle Yaralama Suçu TCK 89 Nedir?

Taksirle yaralama suçu, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucunda, istemediği ve öngörmediği bir yaralama neticesinin meydana gelmesi hâlinde oluşan suç tipidir. Bu suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinde düzenlenmiş olup, failin kasten hareket etmemesine rağmen hukuken sorumluluğunun doğduğu durumları kapsar.

TCK 89 kapsamında taksirle yaralama suçunda, failin yaptığı hareket iradidir; ancak bu hareketin doğurduğu yaralama sonucu fail tarafından istenmemekte ve öngörülmemektedir. Örneğin, trafik kurallarına yeterince dikkat etmeyen bir sürücünün kazaya sebep olarak başka bir kişinin yaralanmasına neden olması veya iş güvenliği önlemlerini almayan bir işverenin iş kazası sonucu işçinin yaralanmasına yol açması bu suçun tipik örnekleri arasında yer alır.

Taksirle yaralama suçu; trafik kazaları, iş kazaları, doktor hataları (tıbbi malpraktis), yapı güvenliğine aykırı davranışlar ve günlük yaşamda alınmayan basit tedbirler sonucu sıkça gündeme gelmektedir. Bu suç tipinde önemli olan husus, failin neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmemiş olmasıdır. Aksi hâlde fiil, kasten yaralama suçu kapsamında değerlendirilir.

Bu yönüyle taksirle yaralama suçu, ceza hukukunda kusur sorumluluğunun sınırlarını belirleyen ve uygulamada en çok karşılaşılan suç türlerinden biri olarak özel bir öneme sahiptir.

Taksirle Yaralama Suçu Cezası Nedir?

Taksirle yaralama suçunun cezası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Cezanın belirlenmesinde; yaralanmanın ağırlığı, mağdur sayısı, fiilin bilinçli taksirle işlenip işlenmediği ve olayın somut koşulları esas alınır.

TCK 89/1’e göre, taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu hâl, suçun basit şekli olarak kabul edilir ve mahkeme hapis cezası yerine adli para cezasına da hükmedebilir.

Ancak yaralamanın daha ağır sonuçlar doğurması hâlinde ceza artırılır. TCK 89/2 kapsamında; mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması, kemik kırığı, yüzünde sabit iz, yaşamını tehlikeye sokan bir durumun ortaya çıkması veya gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğması gibi hâllerde, temel ceza yarısı oranında artırılır.

TCK 89/3’te düzenlenen daha ağır nitelikli hâllerde ise; mağdurun iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanması, organ kaybı, konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin kaybolması veya gebeliğin sonlanması gibi sonuçlar doğmuşsa, verilecek ceza bir kat artırılır.

Eğer taksirle yaralama fiili bilinçli taksirle işlenmişse, TCK 22/3 uyarınca belirlenen ceza 1/3’ten 1/2’ye kadar artırılır. Bu nedenle ceza miktarı, olayın oluş şekline ve failin kusur derecesine göre önemli ölçüde değişebilmektedir.

Taksirle Birden Fazla Kişinin Yaralanmasına Neden Olma

Taksirle yaralama fiilinin birden fazla kişinin yaralanmasına yol açması hâlinde, Türk Ceza Kanunu bu durumu özel olarak düzenlemiştir. TCK 89/4’e göre, tek bir taksirli fiil sonucunda birden fazla kişi yaralanmışsa, fail hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu hâlde adli para cezası seçeneği öngörülmemiştir.

Uygulamada bu durum en sık trafik kazaları ve iş kazaları sonucunda ortaya çıkmaktadır. Örneğin, dikkatsiz şekilde araç kullanan bir sürücünün tek bir kazayla birden fazla yolcunun veya yayanın yaralanmasına neden olması ya da iş güvenliği önlemlerini almayan bir işverenin aynı olayda birden fazla işçinin yaralanmasına yol açması bu kapsamdadır. Burada önemli olan husus, yaralanmaların tek bir fiilden kaynaklanmış olmasıdır.

Yargıtay uygulamasında TCK 89/4, özel bir içtima hükmü olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, birden fazla mağdur bulunmasına rağmen her mağdur için ayrı ayrı ceza tayini yapılmaz; tek bir ceza belirlenir. Ancak mağdur sayısı, yaralanmaların ağırlığı ve failin kusur derecesi, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde dikkate alınır.

Bu tür dosyalarda ayrıca uzlaştırma, şikâyet ve bilinçli taksir hükümlerinin nasıl uygulanacağı da ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Çünkü mağdur sayısının fazla olması, yargılama sürecini ve ceza sonucunu doğrudan etkileyen önemli bir faktördür.

Taksirle Yaralama Suçu Zamanaşımı, Şikâyet Süresi

Taksirle yaralama suçunda zamanaşımı ve şikâyet süresi, suçun hangi fıkra kapsamında değerlendirildiğine ve bilinçli taksir hâlinin bulunup bulunmadığına göre değişir. Uygulamada en çok karıştırılan hususlardan biri de bu iki kavramın birbirinden farklı olduğudur.

Öncelikle şikâyet süresi, mağdurun suçu ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 aydır. Bu süre içerisinde şikâyet hakkı kullanılmazsa, şikâyete tabi hâllerde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. TCK 89/1’de düzenlenen basit taksirle yaralama suçu kural olarak şikâyete tabidir.

Ancak suçun bilinçli taksirle işlenmesi veya TCK 89/2–3 kapsamında nitelikli hâllerin bulunması durumunda, şikâyet şartı aranmaz ve savcılık tarafından resen soruşturma yürütülür. Bu nedenle her taksirle yaralama dosyasında öncelikle suçun hangi fıkra kapsamında kaldığı tespit edilmelidir.

Dava zamanaşımı süresi ise genel olarak 8 yıldır. Suçun nitelikli hâllerinin bulunması veya birden fazla kişinin yaralanması gibi durumlarda zamanaşımı süresi, TCK’nın genel hükümleri çerçevesinde 12 yıla kadar uzayabilmektedir. Zamanaşımı süresi, suçun işlendiği tarihten itibaren başlar.

Bu nedenle taksirle yaralama suçlarında, hem şikâyet süresinin hem de zamanaşımı süresinin doğru hesaplanması büyük önem taşır. Yanlış değerlendirme, davanın düşmesine veya hak kaybına yol açabileceğinden sürecin hukuki açıdan dikkatle takip edilmesi gerekir.

Taksirle Yaralama Suçu Şikâyete Tabi Mi?

Taksirle yaralama suçunun şikâyete tabi olup olmadığı, suçun basit hâl mi yoksa nitelikli hâl mi olduğuna ve bilinçli taksir bulunup bulunmadığına göre belirlenir. Bu ayrım, soruşturmanın başlayıp başlamayacağı ve davanın devam edip etmeyeceği açısından son derece önemlidir.

TCK 89/1’de düzenlenen basit taksirle yaralama suçu, kural olarak şikâyete tabidir. Bu durumda mağdur, suçu ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikâyetçi olmazsa, savcılık tarafından soruşturma başlatılamaz; açılmış bir dava varsa da düşer. Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi hâlinde de ceza davası sona erer.

Buna karşılık, taksirle yaralama suçunun bilinçli taksirle işlenmesi veya TCK 89/2 ve 89/3’te düzenlenen nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda, suç şikâyete tabi değildir. Bu hâllerde savcılık, mağdurun şikâyeti olmasa dahi resen soruşturma yürütür ve kamu davası açabilir. Örneğin; yaralanmanın kemik kırığına yol açması, mağdurun yaşamını tehlikeye sokması veya bilinçli taksir hâlinin bulunması durumlarında şikâyet şartı aranmaz.

Dolayısıyla taksirle yaralama dosyalarında, öncelikle fiilin hangi madde kapsamında değerlendirileceği tespit edilmelidir. Bu tespit, hem soruşturmanın başlaması hem de davanın akıbeti açısından belirleyici rol oynar.

Taksirle Yaralama Suçunun Unsurları

Taksirle yaralama suçunun oluşabilmesi için, ceza hukuku bakımından belirli unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu unsurların eksik olması hâlinde failin cezai sorumluluğundan söz edilemez. Uygulamada mahkemeler ve Yargıtay, özellikle bu unsurların varlığını titizlikle incelemektedir.

  1. Fiilin taksirle işlenebilen bir fiil olması
    Bir fiilin taksirle cezalandırılabilmesi için, kanunda açıkça taksirli hâlinin düzenlenmiş olması gerekir. Taksirle yaralama suçu, TCK 89’da açıkça düzenlendiğinden taksirle işlenebilen suçlar arasında yer alır.
  2. Hareketin iradi olması
    Failin gerçekleştirdiği hareket kendi özgür iradesiyle yapılmış olmalıdır. Taksirli suçlarda da failin irade özgürlüğü esastır. Örneğin alkollü araç kullanmak, kişinin kendi iradesiyle yaptığı bir tercihtir ve bu tercih sonucu meydana gelen yaralanmadan fail sorumlu tutulur.
  3. Neticenin istenmemesi
    Fail, yaptığı hareketi bilerek gerçekleştirmiş olsa da, ortaya çıkan yaralama sonucunu istememelidir. Neticenin istenmesi hâlinde artık taksir değil, kasten yaralama suçu söz konusu olur.
  4. Hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması
    Failin yaptığı hareket ile mağdurun yaralanması arasında açık bir neden–sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Bu bağ kesilmişse, fail taksirle yaralama suçundan sorumlu tutulamaz.
  5. Neticenin öngörülebilir olması ancak öngörülmemiş olması
    Taksirli suçlarda netice, objektif olarak öngörülebilir nitelikte olmalıdır. Fail, dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun davransaydı neticeyi öngörebilecek durumda olmasına rağmen, bu neticeyi fiilen öngörememiş olmalıdır.

Bu unsurların tamamının birlikte bulunması hâlinde, fail hakkında taksirle yaralama suçundan cezai sorumluluk doğar. Aksi hâlde fiilin hukuki niteliği değişebilir veya cezasızlık sonucu ortaya çıkabilir.

Taksirle Yaralama Suçunda HAGB ve Cezanın Ertelenmesi

Taksirle yaralama suçunda, mahkeme tarafından hükmedilen cezanın niteliğine ve miktarına göre Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi kararı verilmesi mümkündür. Bu kurumlar, sanığın yeniden suç işlememesi hâlinde cezanın sonuç doğurmamasını amaçlayan lehe düzenlemelerdir.

HAGB kararı verilebilmesi için; sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması, hükmolunan cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adli para cezası olması ve sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları dikkate alınarak tekrar suç işlemeyeceği kanaatine varılması gerekir. Taksirle yaralama suçları, çoğu durumda bu şartları sağladığından, uygulamada HAGB sıkça gündeme gelmektedir. HAGB kararı verilmesi hâlinde, sanık denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlemezse dava düşer ve hüküm sonuç doğurmaz.

Cezanın ertelenmesi ise, mahkemece hükmedilen 2 yıl veya daha az süreli hapis cezaları bakımından söz konusu olabilir. Erteleme kararı verilmesi hâlinde sanık cezaevine girmez; belirlenen denetim süresi içinde yükümlülüklere uygun davranması hâlinde ceza infaz edilmiş sayılır. Ancak erteleme, HAGB’den farklı olarak hükmün hukuki sonuçlarını tamamen ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle taksirle yaralama suçunda HAGB mi yoksa erteleme mi uygulanacağı, sanığın geçmişi, suçun işleniş biçimi ve mahkemenin takdiri doğrultusunda belirlenir. Her somut olayda bu kurumların uygulanabilirliği ayrıca değerlendirilmelidir.

Taksirle Yaralama Suçunda Maddi ve Manevi Tazminat

Taksirle yaralama suçu nedeniyle ceza yargılaması yürütülmesi, mağdurun maddi ve manevi tazminat talep etmesine engel değildir. Aksine, mağdur; uğradığı zararların giderilmesi amacıyla fail aleyhine ayrıca hukuk davası açabilir. Ceza davası ile tazminat davası birbirinden bağımsız olmakla birlikte, ceza dosyasındaki tespitler tazminat davasında önemli delil niteliği taşır.

Maddi tazminat, mağdurun yaralanma nedeniyle katlandığı veya katlanmak zorunda kalacağı ekonomik kayıpları kapsar. Bu kapsamda; tedavi giderleri, ilaç masrafları, geçici veya sürekli iş göremezlik nedeniyle oluşan gelir kaybı, bakıcı giderleri ve diğer somut zararlar talep edilebilir. Yaralanmanın iş kazası, trafik kazası veya doktor hatasından kaynaklanması hâlinde, sorumluların kapsamı genişleyebilir ve tazminat talepleri işveren, sigorta şirketi veya sağlık kuruluşuna da yöneltilebilir.

Manevi tazminat ise, mağdurun yaşadığı acı, elem ve psikolojik yıpranmanın bir nebze olsun giderilmesini amaçlar. Taksirle işlenen suçlarda da manevi tazminata hükmedilmesi mümkündür. Mahkeme, manevi tazminat miktarını belirlerken yaralanmanın ağırlığını, mağdurun yaşını, olayın meydana geliş biçimini ve tarafların kusur durumunu dikkate alır.

Önemle belirtmek gerekir ki, ceza davasında sanığın mahkûm edilmesi tazminat davasını kolaylaştırırken, beraat kararı verilmiş olması her zaman tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu nedenle taksirle yaralama suçlarında, ceza ve tazminat süreçlerinin birlikte ve hukuki strateji gözetilerek yürütülmesi büyük önem taşır.

Taksirle Yaralama Suçu Yargıtay Kararları

Taksirle yaralama suçunun uygulamadaki sınırları ve unsurlarının nasıl değerlendirileceği, büyük ölçüde Yargıtay içtihatları ile şekillenmiştir. Yargıtay, özellikle failin kusur derecesi, neticenin öngörülebilirliği, bilinçli taksir–basit taksir ayrımı ve nedensellik bağının varlığı konularında istikrarlı kriterler ortaya koymaktadır.

Yargıtay kararlarında öne çıkan temel ilkeler şunlardır:

  • Bilinçli taksir için, failin neticeyi öngörmüş olmasına rağmen buna kayıtsız kalmaması, neticenin gerçekleşmeyeceğine dair bir güvenle hareket etmesi gerekir. Sırf alkollü araç kullanmak, tek başına bilinçli taksir için yeterli görülmemektedir; somut olayda davranışların neticeyi öngördüğünü göstermesi aranır.
  • Nedensellik bağı, taksirle yaralama suçunun vazgeçilmez unsurudur. Mağdurun veya üçüncü kişilerin davranışlarının neticenin tek ve belirleyici sebebi hâline gelmesi durumunda, failin cezai sorumluluğundan söz edilemez.
  • Birden fazla mağdurun yaralanması hâlinde TCK 89/4’ün özel içtima hükmü niteliğinde olduğu kabul edilmekte; tek fiille birden fazla yaralama meydana gelmişse tek ceza tayin edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
  • Uzlaştırma konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu, birden fazla mağdur bulunan dosyalarda her mağdurun uzlaşma iradesinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, taksirle yaralama suçunda ceza tayininin otomatik değil; olayın tüm özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle somut dosyanın, Yargıtay kararları ışığında değerlendirilmesi hem doğru suç vasfının belirlenmesi hem de adil bir ceza sonucuna ulaşılması açısından büyük önem taşır.

 

author-avatar

About Av. Salih Akbulut

Av. Salih Akbulut, İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat (Sicil No: 53074) ve Adalet Bakanlığı sicilinde kayıtlı uzman arabulucudur (Arabuluculuk Sicil No: 11945). 2007'den bu yana Beylikdüzü merkezli AkbulutLegal Hukuk Danışmanlık & Arabuluculuk bürosunda 1000'den fazla dava ve icra dosyasında müvekkil temsili sağlamaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir